10 February 2010

3 Monthly Home Inspection

Var mı böyle bir şey başka bir ülkede çok merak ediyorum. Evinizi kiraladınız mutlu mesut yeni evinize taşındınız.
Hop 2,5 ay sonra emlak acentasından bir mektup, haftaya size geliyoruz teftiş için. Nasıl yani?
Hani ben yabancıyım İngiltere'ye bana mı garip geldi dedim baktım hangi İngilizle konuşsam onlar da şaşırdı. Yeni bir uygulamaymış, ev sahibi isterse emlak acentası 3 aylık dönemler içinde kiralanan eve gelip evi düzgün ve şartlara göre kullanıyormuyuz diye kontrol edermiş. Şahsen bu feci bir uygulama olarak görüyorum bunu, oturduğunuz yeri eviniz olarak benimsemenizi zorlaştıracak bir uygulama. Depozit eve zarar verirseniz diye ödeniyor 3 aylık kontroller niye anlamak zor. Çok gereksiz ve sinir bozucu bir uygulama. Böyle uygulamalara İngiltere'deki masraf yaratma konusundaki yaratıcı çalışmalar diyoruz. Bu çalışma sebebiyle tabii ki ev sahibi emlak acentasına para ödüyor, emlak acentasının yaptığı ise gelip 2 dakika tavana, sağa sola bakmaktan ibaret. Ortada kayda değer bir hizmet veya bu hizmete ihtiyaç yok ama para bir cepten ötekine giriyor, sanal bir ticaret oluşuyor gene.

İşe Alım Parodisi

İngiltere'yi Türkiye ile kıyaslarken ileri bir ülke diye genellemek doğru değil, netekim aksini gösteren örnekler çok.

En belirgin sorunlardan biri her adımda mektup kullanılması, bu sebeple beş dakikada çözülebilecek bir konu 1 ayı alabiliyor, mektup yazılacak, gönderilecek, karşı taraf alıp değerlendirecek ve cevap yazacak. Telefonu geçtim, email olsa o da iyi ama hala mektuba sımsıkı sarılmış bir iş hayatı var burada. 

02 December 2009

İngiltere kime cennet?

İngiltere malum herkese cennet değil. İşin yoksa, cennet devlet bakıyor, az biraz iş göremez durumun varsa gene cennet devlet gene bakıyor. Üstüne üstülük aylık verilen ödenekle kalmıyorsun, belediye ev veriyor, daire değil çoğu zaman bayağ ev veriyor bahçeli, 2-3 katlı. Hele çocuk sayısı çok ise 4-5 falan bu durumda ciddi güzel villada oturabiliyorsun. Geçtiğimiz aylarda böyle bir yazı vardı gazetelerde. 7 çocuklu Pakistanlı bir aileye başka yerde yeteri kadar büyük bir ev bulamadıkları için belediye Londra'da ünlülerin oturduğu lüks bir semtte büyük bir müstakil ev tahsis etmişti.
Devam edersek, aylık ödenek var, ev belediyeden, burada ciddi bir fatura olan aylık 400-500 lira olan belediye vergisinden muhaf olursun. Çocuk için, vergi kazancı, çocuk ödeneği alırsın. Sonra sinama, tiyatro vb daha çok yerde indirim alırsın, alırsın da alırsın. Peki o zaman niye çalışırsın ki?

Gözünü sevdiğim Türkiyem!

Bayanların canını sıkan bir deneyimdir evlilik sonrası yasal kurumlarda soyadı değişikliği.
Bir de yabancı bir ülkedeyseniz bu işlemler iki katına çıkar, tatsız bir hal alır benim şu anda yaşadığım gibi.
Başlığa konu olacak şekilde bu değişim sürecinde Konsolosluğumuz, İngiliz Home Office'e büyük fark attı, hizmet şekli, zamanlama, maliyet vb çoğu konuda. Bazı şeyler vitrinde hoş görünür ama içine girdiğinizde çok büyük hayalkırıklığı yaşarsınız, İngiltere örneğinde olduğu gibi.

02 October 2009

Sevdiklerim-Sevmediklerim

Neleri mi seviyorum bu ülkede, öncelikle uçsuz bucaksız parklarını...

Böyle büyük alanları görünce ben bile kaç alışveriş merkezi, kaç site sığar bu alana diye hesplıyorum hemen. Zihniyet ne kadar farklı şehrin merkezinde bu kadar büyük alanları korumayı başarıyorlar... Halk da sonuna kadar parkların tadını çıkarıyor, parklar uçurtma uçuranlar, frizbi oynayanlar, koşanlar ya da makul bir şekilde piknik yapanlar ile dolu. Piknik bizdeki gibi mangal yak, etrafı kirlet yayıl mantığından farklı, derli toplu, iki sandviç ve içecekten oluşuyor.

Çiçekler bir ayrı güzel, restoran, ev girişleri ve balkonlardaki o çiçek sepetlerine
bayılıyorum. Daha yeni ben de balkonum için böyle bir çiçek sepeti yaptım süper bir şey. Herkes bahçesine ayrı bir özeniyor, bahçe ve çiçek konusunda bilgi düzeyi de oldukça yüksek. Özellikle bahar geldiğinde o kadar güzelleştiriyor ki bu çiçekler etrafı. İngiltere'ye genelde hakim olan gri hava bu çiçekler sayesinde dağılıyor.



Başka neleri seviyorum;

İnsanlara, haklara, özgürlüklere saygı, 7'den 70'şe herkesin adam yerine konulması.


Neleri sevmiyorum;

Health and Safety ve diğer bir çok günlük hayatı etkileyen çok kuralın olması ve aslında bu kuralların amacının öncelikle kurumları kişilere karşı koruması.

İnsanların ve sistemin bizdeki gibi esnek olmayışı. Malum biz de her şey mümkün bunun olumsuz olduğu kadar olumlu tarafları da var, ama burada her şey kurallarla sınırlı. Türkiye'deki her şey mümkün sistemi Türk insanını zeki, çevik ve kurnaz yaparken buradakileri sistemler, yazılı kurallar olumsuz etkiliyor insanlar düşünmemeye başlıyor. "Common sense" yok oluyor.

04 September 2009

Biraz Nostalji, Mektup Dönemine Dönüş
Hatırlıyorum da Türkiye’deyken posta kutuma ayda bir öyle bir bakardım. Gelen ya fatura ya broşür ya Dominos Pizza menüsü olurdu. Hepsini kenara ayırır Dominos Pizza menüsünü buzdolabının tam ortasına asardım. Şaka tabii beni tanıyan bilir sağlıklı yaşam arzumu. Neyse çoğu fatura artık elektronik ortamda gelmeye başladığından posta kutusuna bakma sıklığım da her geçen gün azalmaya başlamıştı. Hatta bu sebeple eşimin bana ayrı kaldığımız bir dönem gönderdiği kartı çok geç görmüştüm. İngiltere’de ise posta, eposta ile yarışır durumda neredeyse günde en az 2-3 posta alıyorsunuz. Temel iletişim yolu posta, bu sebeple adresiniz çok önemli ve adresinizi değiştirdiğinizde hemen ilgili yerleri bilgilendirmeniz gerekiyor. Postahanenin, bu durumda Royal Mail’in şöyle bir servisi var Türkiye’de var mı bilmiyorum adı “adres transferi”. Malum taşındığınızda her ne kadar adresinizi ilgili yerlerde değiştirmeye çalışsanız da eski adrese gönderilen postalar olacak. Royal Mail’e, transfer talebi yaptıysanız eski adresiniz yazılı postaları da yeni adresinize gönderiyorlar.

03 August 2009

Dil Bilgisi!

İngiltere’de sizi farklı bir İngilizce bekliyor, okulda ya da kitaplarda öğrendiğinizden farklı, hem aksan olarak hem de kullanılan kelimeler açısından. Gerçi bu değişimin bir kısmı deformasyon, bizler dilimize giren yabancı sözlüklere kızıyoruz dilimizi bozuyor diye ki ben de bu gruptayım, burada sokaktaki dil ciddi bir deformasyon geçirmiş durumda. Bu sebeple sokakta konuşulan dil ile eğitimli ya da eski jenerasyonun konuştuğu dil arasında farklar var. Şiir gibi akan hem kulağa çok hoş gelen hem de çok net ve anlaşılır olan İngilizceyi az sayıda kişi konuşuyor, bunun en iyi örneği de Prens Charles. Televizyonda bir programda yakaladığınızda saatlerce oturup onu dinlemek istiyorsunuz. Ancak aksini duymak istiyorsanız Guy Ritchie'nin Snatch filmi veya Türkiye'de de gösterilen Hollyoaks dizisini seyredin biraz.

30 July 2009

Kendi İşini Kendin Yap / DIY-(Do It Yourself) World

Biz alışmışız Pazar sabahı kapıdan gazetemizi ve taze ekmeğimizi almaya, anahtarı kaybettiğimizde kapıda kaldığımızda kapıcıyı aramaya, evde bir şey bozulduğunda, acil bir ihtiyaç olduğunda gene ona ulaşmaya. Belki de çoğu zaman bunların değerinin farkında olmadan. Buraya geliyorsanız bu tür lüksleri! gümrükte bırakmanız gerekiyor. TR’de farkında olmadığınız çoğu günlük konforlar burada lüks kategorisinde, daha zor ulaşılır durumda.

DIY-Do It Yourself, ev mobilya gibi alanlarda kullanılan bir tabir ama bu yaklaşım, kendi işini kendin yap şeklinde günlük hayatta yaygın bir şekilde uygulanmakta.

27 July 2009

İngiltere’de ev kiralamak-I

Küçük bir şehir olan Bristol’da sayısı 100’lere varan bir emlakçı enflasyonu var. Eminim diğer şehirlerde de durum benzer şekildedir. Türkiye’dekinin aksine sadece kiralama işi ile sınırlı kalmadıkları diğer servisleri ve kazanç kapıları olduğu için oldukça cazip bir iş aslında.

Burada neredeyse çoğu zaman ev sahibi ile hiç tanışmıyorsunuz, emlak firması arada ev sahibinin vekili olarak görev yapıyor. Buna istinaden verilen hizmetin türüne göre ev sahipleri aylık bir bedel ödüyor emlak firmasına. Örneğin mobilyalı kiraladığınız evde fırın arızalandı ev sahibini değil emlak firmasını arıyorsunuz onlar gelip ilgileniyor. Evden çıkmak istiyorsunuz gene emlak firmasına haber veriyorsunuz, ya da sözleşmeyi devam ettirmek istiyorsunuz emlak firması taraflar için yeni bir sözleşme imzalıyor tabii bir bedel karşılığı!

Genel giderlere bakarsak biz de malum komisyonu kiralayan verir genelde bir kira bedeline anlaşılır ama burada komisyon ev sahibi ve kiracı arasında, ev sahibi büyük payı ödeyecek şekilde paylaşılıyor; Kiranın %35’i kiracı tarafından, %65’i ev sahibi tarafından. Pazarlık payı yokmuş gibi görünse de zaman zaman bu tutarlardan indirim yapıyorlar. Depozito genelde altı hafta üzerinden hesaplanıyor ve ilginç bir şekilde ev sahibine verilmiyor emlak firmasına teslim ediliyor. Onlar da TDS denilen başka bir kuruma teslim ediyor, bütün depozitoların toplandığı bir kurum. Hizmet veriliyor ama sonuçta birileri iyi para kazanıyor!

Evden çıkarken genelde, bir “depozitomu tam alabilecekmiyim” endişesi yaşanır Türkiye’de, malum kalınan sürede ev bir miktar yıpranır, bazı kötü niyetli ev sahipleri de parayı vermemek ya da depozitodan kırpmak için çeşitli senaryolar ve sebepler üretirler. İstanbul’da bizzat benim yaşadığım bir olayda eski evsahibem biz evden çıkarken evi incelemiş bir şey bulamamış ama gene de depozitoyu vermemekte direnmişti cevap olarak da ben “sakin kafayla siz çıktıktan sonra tekrar bakacağım” demişti. Bir diğer deyişle siz bir çıkın ben inceler bulurum bir şeyler olmadı yaratırım demeye getirmişti. Yapacak bir şey yoktu çıktık ve depozito kararını beklemeye başladık. Sonraki günlerde bize telefon edip kapılara balta ile zarar vermişsiniz deyip depozitoyu vermemekte direndi ev sahibemiz. Evde hasar bulmakla kalmamış bir de bu konuda yaratıcılığını göstermişti, kaç kişi evinde balta taşır ve neden kapılara balta ile zarar verir ki? Sonrasında, 3 ay sonra bizim ısrarlı telefonlarımızın da etkisi ile insafa gelip depozitomuzun yarısını ödedi.
Türkiye’de depozitonun tam olarak geri ödenmesi ne yazık ki iyi niyetli ve insaflı ev sahiplerinin vicdanına kalmış durumda. Bununla ilgili başvurabileceğiniz bir kurum yok. Yargıya gitmenin ne kadar uzun ve anlamsız bir süreç olduğunu çoğumuz biliyoruz. Bu sebeple buradaki sistem en azından depozito geri ödemesini objektif kriterler ölçüsünde garantiye alıyor. Ancak her şey burada bir bedel karşılığında malum, girişte ve çıkışta yapılan envanter sayımı ödediğiniz komisyona dahil değil ayrı ücrete tabii 50 pound! Sonuçta faydalarını düşününce parasını ödeyeyim kafam rahat olsun diyorsunuz.
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacın varsa İngiltere'de ev kiralama konusundaki yeni yazıma bakabilirsin.

22 July 2009

National Insurance Number (NI) Başvurusu


Çalışma iznine hak kazandıktan sonra ilk yapacağınız şey National Insurance Number’e başvurmak. Bizdeki SSK numarasına eşdeğer diyebiliriz bu numaraya. İşe başlayacağınız zaman firmanıza bu numarayı veriyorsunuz onlar da vergi ödemelerini bu numaraya yapıyorlar. Kendi işinizi yapıyorsunuz gene bu numarayı kullanıyorsunuz gelir verginizi ödemek için. Ancak farklı olan konu numarayı almak için siz başvuruyorsunuz SSK’da olduğu gibi firma sizin adınıza başvurmuyor. Ben malum bunu deneme yanılma yöntemi ile öğrendim benim gibi zaman kaybetmeyin diye ayrıntılı yazıyorum! Nasıl olduysa internetten takip ettiğim bazı forumlarda firma sizin adınıza başvuruyor diye yazıyordu ben de bunu beniseyip beklemeye başladım iş bulunca firmam başvurur diye. Sonra çok ilginç bir iş görüşmesi daveti aldım deneyim olsun diye gittim hakikaten hiç düşünmeyeceğim bana uymayan bir iş çıktı sonuçta ama bir kazanımım oldu bu görüşmeden bana bu numarayı benim almam gerektiğini ve bunun için Job Centre’a (bizdeki İşkur+SSK) başvurmam gerektiğini söylediler. Mülakat sonrası eve gelir gelmez Job Centre web sayfasından ilgili numarayı buldum ve telefonda başvuru yaptım.